fenomenoloji


BİLGE FELSEFECİ Felsefe, psikoloji, Sosyoloji, Mitoloji



KATEGORİLER
Felsefe
Psikoloji
Sosyoloji
Mitoloji
Antropoloji
Edebiyat
Tarih
Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik (PDR)
Genel-Kültür
Bilimler
Makaleler
Kitap Özetleri
Konferanslar
Sözlükler
Kitap & Kaynaklar
Forum
Sizden gelenler
Linkler
Hakkında
iletişim
PAYLAŞIM DERGİSİ

İncelemek için tıklayın
REKLAM
BİZE ULAŞIN

Web'te Türkçe

e-mail
bilgefelsefeci@gmail.com
FELSEFE AKIMLARI
 

Fenomenoloji (Görüngübilim)

Genel olarak, zincirleme devanı eden feno­menlerin veya fenomenler bütününün tasvir edilerek incelenmesini amaçlayan felsefi disip­lin. Bu anlamda fenomenoloji, incelediği feno­menler bütününü, bir yönüyle gerek bu feno­menlerin soyul ve değişmez yasalarına, gerek­se bu fenomenler aracılığıyla oluştuğunu İleri sürdüğü aşkın gerçekliklere karşıt görür. Ö/el anlamda Edmund Husserl'in kurduğu felsefe akımıdır. Kam bu terimi Doğabili/îiİıı Metafizik Temelleri adlı çalışmasında kullanmışsa da fenomenoloji teriminin doğuşu XVIII. yüzyıl olup; J.H.Lambert Yeni Orgtmon adh eserin­de "görünüşün kavramı" anlamında ilk defa kullanmıştır. Ne var ki, daha sonra terim çeşit­li anlamlar kazanarak kullanılmıştır. Sözgeli­mi Kant; algılanan fenomenler öğretisi; He-gel, diyalektik gelişimi içinde bilincin geçirdi­ği evrelerin metafizik açısından ortaya konulu­su; Brentano; bilinç olaylarının çözümlenmesi ve tasvir edilmesi; Husscrl'dc ise Özbİlimi şek­lindedir.

Hcgel Ruhun Fenomenotojîsi adlı eserinde fenomen kelimesini kök anlamında ele ala­rak, bunun daha önce gizli ve Örtülü olan bir şeyin açık bir şekilde ortaya konulmasını ifade elliğini belirtir. Böylece bilginin oluşumunu, kendisinde ve kendi İçin bilinçlen benlik bilin­cine, oradan akıla, akıldan külıür ve ahlaklılık şeklinde ortaya çıkan ruha, ruhdan dine, so­nunda mutlak bilgiye ulaşmasını açıklar.

Terimin bugünkü anlam ve tanımı Husserl'e çok şey borçludur. Gerçekten XIX. yüzyıl bi­lim anlayışı bakımından daha çok natüralist -pozitivisı ve Marksist bir nitelikleydi ve bilim­sel nesnellik bilimin yanında felsefeye de ege­men durumdaydı. Sözgelimi psikoloji alanın­da düşüncenin yasaları, gözlem konusu olduk­ları ölçüde kabul görüyor, aksi takdirde redde­diliyordu. İşıe Husscrl, bu anlayışlara bir tep­ki olarak salı bilimsel çözümlemelerin yeterli olamayacağını, buna karşılık "şeylerin kendisi­ne dönme"sini savundu. Eğer bilimsel çözüm­leme gerçekten dünyanın bir açıklamasıysa, "hayat dünyası" (Lcbenswelt)ndan doğmuş ol­malıydı.

Mantık yasalarının hiçbir şekilde birer kural olmadığını, mantığın yaşantılardan bağımsız "salt zorunlu önermelere dayalı" a priori bir bi­lim olduğunu söyleyen Husserl, mantığın yasa­ları yaşantı önermelerine dayandırılmak islen­diğinde saçma sonuçların oriaya çıkacağını ve çelişmelere düşmekten kurtulmanın mümkün olmadığını ileri sürer. Ona göre, mantığın psi­kolojiden ayrılması zorunludur. Çünkü man­tık yasaları, ideal ve a priori yasalardır; ayrıca psikoloji, mantık yasalarının anlamı açısından yanılgıya düşebilmektcdir. Yani psikolojik dü­şünme biçimiyle, mantıksal düşünme biçimini birbirinden ayırmak gerekir. Psikolog, insanın kavramların) ruhsal yaşantılar olarak; maniık-çıysa düşünce özleri şeklinde görür. Psikoloji açısından bakıldığında düşünme yasaları bilin­cimizin olguları iken, mantık açısından "salt geçerliği olan düşünsel yasalardır". Öyleyse iki tür yasaları olan iki tür bilimin varlığından sözedilebilir ki, bunlar olgu veya gerçeklik bi­limleri ile öz bilimleridir. Psikoloji olay (feno­men) bilimleri, mantık öz (ideal) bilimleri ara­sında yer alır. Bu bakımdan fenomenoloji nes­nelerin özüne, yani asıl varlığa iniş yöntemi olarak ele alınıp değerlendirilmelidir. Bu da fenomenlere nüfuz etmeyi ve veri olarak nes­nelerin mantıki yasalarını, psikolojiden ayrı, açık ve kesin kavramayı gerektirir. Husserl'c göre felsefeyi, matematik gibi, evrensel, nes­nel, salt bir bilim haline getirmek bunun için fenomenolojinin en önemli görevi ve çabası olmalıdır. Kuşkulardan Önyargılardan kurtula­bilmek, psikolojizmin yanlışlık ve aldatıcı tutu­munu, natürulizmin aykırı anlayışını ortadan kaldırmakla mümkün olur. Bunu gerçekleşti­recek bir felsefe, bir büliin olarak evreni anla­yabilir, toplumları yönlendirebilir, insanı ken­di yüce bilincine ulaştırabilir.

Bununla birlikte fenomen o loj i bir felsefe sis­temi olmayıp bir yöntemdir. Bu açıdan Des-carles'e dayandığını söyleyen Husserl; "gerçek­ten felsefeci olmak isleyen kişi, hayatında en az bir kere kendi içine kapanmalı ve o zama­na kadar kabullenilmiş bilimleri hiçe sayarak yeniden kurmalıdır. Felsefe bir yönüyle felse­fecinin kişisel bir uğraşısıdır; kendi felsefesi, kendi bilgelik ve bilgisi olarak o kışı uru İmalı­dır; kendisinin edindiği bir şey olmalıdır ve mutlak sezgileri üstünde lemellenerek, kayna­ğından bütün öteki evrelerine kadar doğrulan-malıdır." Yani "her birimizin, kendi için ve kendinde, o güne kadar kabullenilmiş inançla­rı, özellikle de bilimin doğrularını, veri olarak kabullenmeden işe başlamamız" kaçınılmaz­dır. Bu yöntemle özü sezmek içirt geri gitmek, salı bilince indirgeme vardır ve bu da "paran­tez içine almak"1a başarılır. Husserl'e göre üç

çeşit "parantez içine alma" vardır

: a) Tarih ile ilgi/i parantez içine alına: Günlük yaşantı, top­lumsal çevre, bilim, din vb. aracılığıyla nesne­ler üzerinde elde ettiğimiz her türlü düşünce, konu, kavram bir yana bırakılmalı ve böylece Önyargılardan bütünüyle arınmış olarak feno-meneyaklaşılmalldı

;b) Varoluşla ilgili paran­tez içine alına: Ele alınıp incelenen nesnenin gerçekte varolup olmadığını bîr tarafa bırak­malıdır. Ancak bu dış dünyanın fenomenler dünyasının varoluşunu reddetmek anlamına gelmez;

 c) hldeıie ilgili parantez içine alma: Husserl'dc İde, özü sezinlemede verilmiş olan salt öz anlamına gelir. Düşünülebilen en bü­yük parantez içine alma budur. Uzay ve za­man iie Ügilİ belirlenimler bakımından nesne­de bulunan şeyleri parantez İçine almak duru­mundayız. Yani bütün imkanları ve rasttantı-sıyla gerçek dünyayı, yaratıcı benin kendisini de öyle geriye götürmeliyiz kİ, en sonunda salt ben veya aşkın bilinç kalsın. Böylece fenomc-noloji, arınmış bilinçte, salt sezgiyle bulduğu her fenomeni araştırabİlsin. Bu şekilde elde edilecek özler zaman ve uzaydan bağımsızla-şırlar, rastlantıdan kurtulurlar, kısaca mutlak olurlar. Yani bu özler, idealar kesin ve genel geçer bir bilimin temelini oluştururlar; felsefe de böylece kesin bir bilim olur.

Husserl'in felsefesinde irade, özellikle salt bilinç kavramı onun bilgi kuramının temeli olarak ortaya çıkar. Psikolojik veya sezgisel değerlendirme eylemi bu iradi davranışı da kapsar, hatta kuşatır. Değerlendirme eylemi ilk maddesi veya objesini de İçine alır. Başka söyleyişle, değer kendisini nitelikleriyle oluştu­ran bir başka değer üzerine kurulmuştur.

Kısacası ferıomenoioji her şeyden önce bir lasvir el inedir. Nitekim Sarıre, bunu, alt başlı­ğı l'cnomenoloj'tk Ontoloji Denemesi olan Var­lık ve Hiçlik (1942)'de ele almıştır. Bu neden­le fenomenolojik indirgeme, irdelemekten ka­çınarak, dış ya da iç dünyanın şu veya bu her­hangi bir nesnesini, salı bir fenomen olmasına indirgemeye yönelir. Yani Husserl gibi Sarlre da, "beıV'in önemini, fakat somut varoluşa ulaşmak İçin, onun psikolojik bilinç olma özel­liğini   vurgular.   Fenomenolojik   indirgeme

Sartre'da değişik şekil ahr ki, tasarının başlan­gıcındaki "hiçleme" haline gelir. Çünkü bilinç şimdiki zamandaki durumuyla hiçbir şey değil­dir, her şey onun geleceğindedir. Husserl'de fenomenoiojik İndirgeme yönelmişliğin dönü­şüme uğramasıdır; buna karşılık Sartre'ın "hiç-leme"si, dünyayı Marksçı anlamda dönüştür­meye yönelme şeklindedir.

Bir yöntem ve öğreti olarak Husserl'İn felse­fesini tanımlayan fenomenoloji çağdaş düşün­ceyi önemli oranda etkilemiş ve halen de etki­lemeye devam etmektedir. Husserl'İn Öğrenci­si ve izleyicisi Heideggeryamsıra, Schclcr, Pa­ul Ricocur, Marleau-Ponty, Sartrc, J.Derİdda gibi birbirinden çok farklı felsefeciler de, feno-monelojiye, dolayısıyla Husserl'c dayandıkları­nı açıklamışlardır. Marleau-Ponıy'ye göre fe­nomenoloji, insanı dünyaya bağlayan yok edi­lemez İlişkinin bilincine varma, dünyanın ger­çekliğini kavrama aracıdır.

Öte yandan fenomenolojiden modern sosyo­lojiye geçiş sürecindeki anahtar şahsiyet hiç kuşkusuz Alfred Schutz'dur. Hukuk ve sosyal bilim alanlarında çalışmış ve aynı zamanda ki­şisel olarak Husscrl'lc tanışmış olan Schutz, 1939'da Avusturya'dan Amerika'ya gilü ve bundan sonra New York'ıaki New School lor Socİal Research'de pek çok felsefeci ve sosyal bilimciyi önemli ölçüde etkiledi. Kapsamlı ça­tışması "Toplumsal Dünyanın Fenomenoİojisi (1932)'ndeSchutz, Max VVeber'in sosyal bilim­lerin mctodolojisiyle İlgili fikirlerini sorgular. VVeber'in açıklamasının merkezi, sosyolojinin insanın 'toplamsal eylejni'nin 'yorumlayıcı bir anlaşılması' ile ilgilendiği şeklindeki görüştür. Bu her ne kadar esas itibariyle doğruysa da, Schulz'un görüşüne göre NVeber'İn fikirleri, en iyi şekilde toplumsal gerçekliğin yapısının ve bu gerçekliğin yorumunun fcnomcnolojİk bir analizi aracılığıyla başarılmış çalışmalarla olan daha ifazla açıklanmayı gerektirmektir.

Schutz'un ana tezlerinden biri şudur: "Sos­yal bilimci tarafından inşa edilen düşünce nes­neleri, dostları arasında günlük hayatını geçi­ren insanın sağduyu düşüncesi aracılığıyla ku­rulan düşünce nesnelerine atıfta bulunur ve onun üzerine kurulur. Böylece, sosyal bilimci

tarafından kullanılan inşalar, böyle denebilir­se, ikinci dereceden İnşalardır, yani toplum sahnesinde aktörler tarafından yapılan inşala­rın İnşalarıdır; bu aktörlerin davranışını bilim adamı gözlemlerve biliminin sürece ait kural­larıyla uyum içinde açıklamaya çalışır."

Sosyal bilimci ile konu alanı arasındaki iliş­ki, doğa bilimcisi ile konu alanı arasındaki iliş­kiden tamamen farklı değildir. Toplumsal dünya yorumlanmış bir dünyadır ve sosyal bi­limlerin olguları 'yorumlanmış olgıılar'dır. Sc-hutz'a göre toplumsal gerçekliğin bu temel özelliği bize sosyal bilimin ana sorununu. Öz­ne! bir gerçeklikten nesnel açıklamalar kurma girişimini önümüze getirir.

Sosyolojide fenomenoiojik yaklaşım günü­müzde P.Bergcr veT.Lueknıann, A.V.Cicou-rel ve H.GarfİnkePin çalışmalarıyla temsil edilmektedir.

(SBA)

 

 
 
 
 



PageRank http://ibrahimkazan.tr.gg
Konferans & Seminer

MAKALELER
Marx 'ın yabancılaşma teorisinin kavramsal yapısı

Frankfurt okulunun doğa ve toplum ilişkisine yaklaşımı

Felsefenin biraysel sorunlara uygulanışı üzerine

Bir Politik Hayvan Olarak İnsan

Son Eklenen Yazılar
DEĞİŞMENİN KAÇINILMAZLIĞI

EĞİTİM VE TOPLUM

FELSEFENİN BİREYSEL SORUNLARA UYGULANIŞI ÜZERİNE

BİLİM VE FELSEFE BAĞLAMINDA PSİKOLOJİ
Firefox

 

firefox

Siteyi daha iyi görüntüleyebilmek için Firefox tarayıcı kullanmanızı öneririz.

www.firefox.com

Template by

Free Blogger Templates

BLOGGER