Liberalizm


BİLGE FELSEFECİ Felsefe, psikoloji, Sosyoloji, Mitoloji



KATEGORİLER
Felsefe
Psikoloji
Sosyoloji
Mitoloji
Antropoloji
Edebiyat
Tarih
Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik (PDR)
Genel-Kültür
Bilimler
Makaleler
Kitap Özetleri
Konferanslar
Sözlükler
Kitap & Kaynaklar
Forum
Sizden gelenler
Linkler
Hakkında
iletişim
PAYLAŞIM DERGİSİ

İncelemek için tıklayın
REKLAM
BİZE ULAŞIN

Web'te Türkçe

e-mail
bilgefelsefeci@gmail.com
FELSEFE AKIMLARI

LİBERALİZM

 

Birey, toplum ve devlet ilişkilerinde kişi­lerin Özgürlüğünü öne alan, toplumun ör­gütlenmesinde özgürlüğü temel prensip olarak kabul eden, kişi özgürlükleri karşı­sında devletin yetkilerini sınırlamayı saVu-nan ve devletin ekonomik hayata müdaha­lesini kabul etmeyen bir felsefe, ekonomi ve siyasal düşünce akimidir. Felsefî dü­şünce olarak çok eskilere dayanmakla bir­likte, kavram olarak XIX. yüzyıl başların­da İspanya'da kurulan "Liberales" adlı si­yasal partiden gelmektedir.

Liberalizm laissez-faire (bırakınız yap­sınlar) anlayışına dayanır. Bunun da teme­linde ferdi çıkar vardır. Kapitalizm yolun­da güçlenmekte ve hakim sınıf haline gel­mekte olan burjuvazinin dünya görüşü ve ideolojisidir.

Avrupa'da Merkantilist dönemi oluştu­ran XV-XVIII. yüzyıllarda ortaya çıkan gelişmeler hem sanayi kapitalizmine, hem de bunun zihnî temelini oluşturan li­beralizme yol açmıştır. Bunlar deniz keşifleri, sömürgecilik ve dış ticaret yoluyla el­de edilen sermaye birikimi, tarımın ticari­leşmesi, kağıt paranın ortaya çıkışı ve ban­kacılığın gelişmesi, nihayet büyük sanayi­in belirmesidİr. Rönesans, reform hare­ketleri ve Fransız ihtilali bunların düşün­ce ve siyasi hareket alanındaki tezahürleri­dir.

Liberalizm, önce Fransa'da XVIII. yüz­yıl sonlarında fizyokrasi ile ortaya çıkmış­tır. Tabiatın kuvveti anlamına gelen fiz­yokrasi, iktisatta tabii düzeni ve tam bir serbestliği savunur. Buna göre en önemli iktisadî kesim, tarımdır. Aynı dönemde İngiltere'de beliren liberalist doktrin ise, sanayii ön plana çıkarır. Gerçekte bu fark­lılık Fransa'da uzun yıllar tarımın ihmal edilmesinden, İngiltere'de ise biriken ser­mayenin sanayi devrimine yol açmasın­dan kaynaklanmıştır. Adam Smith, Ricar-do, Malthus, J.Stuart Mili gibi klasik İngi­liz iktisatçıları liberalist idiler. Bunlar özel mülkiyet, ferdi çıkar ve serbest reka­bet çerçevesi içerisinde iktisadi libera­lizm sistemini oluşturmuşlardır. Bunları Fransa'da J.Babtiste Say takip etmiştir.

Sanayi devrimi döneminde Avrupa'da uygulanan liberal sistem, güçlü olanların ayakta kalmasına, zayıfların ezilmesine yol açmıştır. Bu yüzden, bu dönemde beli­ren işçi sınıfı çok kötü şartlar altında çalış­ma ve yaşama şartlan altında kalmış, do­layısıyla XIX. yüzyıl sonlarına doğru bir sosyal meselenin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Sosyalist, reformcu, tarihçi ve Marksist okulların eleştirileri daha çok bu sosyal meseleden kaynaklanmıştır. Li­beralist sistem XIX. yüzyılın sonlarından itibaren gerek sosyal mesele, gerekse bu­nun yarattığı ideolojik ve doktrinci tepki­lerden dolayı yerini, özellikle işçiler lehi­ne, müdahaleci bîr sisteme bırakmıştır.

1930 bunalımından ve Keynes'ten sonra da kapitalizmdeki "bırakınız yapsınlar" düşüncesinin yerini, devlet müdahalesi­nin etkili olduğu ve bu şekilde arz ve tale­bin devlet tarafından yönlendirildiği bir düşünce ve sistem almıştır.

Ahmet TABAKOĞLU

• Liberalizmin Batı ülkelerinde geliş­me göstermesi, Aydınlanma dönemini iz­leyen yıllarda ve burjuvazinin siyasal ve ekonomik iktidar alanlarını ele geçirme­ye başlamasma rastlar. Bu itibarla XIX. yüzyılda liberalizm, bir burjuva ideolojisi olarak gelişmiştir. XIX. yüzyılda Batı top-lumlarımn hayatına giren liberalizm, özel­likle İngiltere, Fransa, Almanya ve İtal­ya'da gelişme gösterirken, bu yüzyılın son­larına doğru, Çarlık Rusyası'nda da etkili olmuştur. İngiltere, İtalya ve Alman­ya'da, hedefleri devlet müdahalesini ve kontrolünü en aza indirmek ve daha ser­best bir sosyal ve ekonomik düzen kur­mak olan liberal partiler kurulmuştur. Devletin sosyal ve ekonomik hayata mü­dahalesini öngören sosyalist ve komünist akımlarla mücadele ettiği gibi, aşırı tutu­culuk ve totalitarizmle de karşı karşıya gelmiştir. Herşeyde Öne çıkardığı özgür­lük fikri, bütün devrimlerde ateşleyici bir rol oynamıştır. Monarşik mutlakiyetçİliğe karşı verilen savaşta biçimlenmiş olan si­yasal liberalizm, kamu gücüne savunma, adalet ve kolluk hizmetlerinin verilmesini öngörmüştür ve siyasal iktidarın müdaha­lesini iyice sınırlandırmıştır. Özellikle bi­reysel girişimlerin siyasal sistem tarafın­dan kısıtlanmasına karşı çıkmıştır.

Siyasal liberalizm, devlet gücünün sınır­landırılması ile ilgili temel felsefenin ger­çekleşebilmesi için kuvvetler ayrılığı, ye­rinden yönetim ve temsili demokrasi ilkelerini savunmuştur. Daha sonra kişi hak ve özgürlüklerinin teminatı olan hukuk devleti anlayışı da liberalizmin çerçevesin­de gelişmiştir.

Liberalizm 'de ekonomik boyut: İngiliz ör­neği:

İngiltere'de liberallerin özgürlük müca­delesi daha çok iktisadi alanda olmuştur. Bunlar Bentham'ın üülitaryanizmi ve Adam Smith'in görüşlerinde ifadelerini buldular. Tabiat ve Milletlerin Zenginliği Üzerine Araştır/italar (1776) adlı çalışma­sında Adam Smith, serbest ticaretin, üre­timi kolaylaştıran ve tüccarların güçlen­mesini savunan bir hükümetin taraftan olarak, kişisel çıkarlarla, genel çıkar ara­sında temel uyum teorisine yöneldi; reka­beti övdü, kısıtlamaları eleştirdi. J.-Mill'de de^ etkili bir devletin fonksiyonu adı altında, aynı şeyi buluruz. Bu fonksi­yon olumsuz bir fonksiyondur. Çünkü her­hangi bir zorlama olmaksızın, kişisel men­faatlerin polis takibatına uğrayabilmesine dayanır. Ama hükümet sorununa verilen mekanik çözüm -ki bu çözüm temsilde re­form ve seçme hakkının genişletilin esi­dir- temel itibariyle ekonomik kaygılar­dan kaynaklanır. Bu kaygılar ekonomisi­nin değişim sürecini hızlandıran bir İngil­tere'nin gelişiminde yatar. Buğdaylar üze­rine hakların (1846) ve seyir hakkının (1849) parlamenter yöntemlerle ortadan kaldırılışına araç edilen 1832 seçim yasası da, bu gelişimden doğmuştur. Anti-corn Law Ligue'in başı Richard Cobden, hiç kuşkusuz serbest mübadeleyi İngiltere'de zafere taşıyan bu hareketi en iyi masset­miş kişidir. O, gücünden emin ve menfat-larını herşeyin önüne alan bir burjuvazi olan Manchester burjuvazisinin en mü­kemmel bir örneğidir. İşte bu ikinci ne­dendendir ki,John Stuart Mili"Eğer cemiyet liberal değilse, hükümet hiç olamaz" diye bu burjuvaziyi sertçe eleştirmiştir. Devlet'in adına gerekli ortamı hazırla­makla yükümlü olduğu özgürlüğün top­lumsal yanları üzerinde dururken, MÜTin hümaniter liberalizmi lalissez -faire felse­fesiyle çelişki içine girdi. Beri taraftan da Birinci Dünya Savaşı'nın ertesine kadar li­beralizmin genel prensipleri gerçek an­lamda hiç sorgulanmadı. Hatta H.Spen-cer tarafından bir anlamda bunlar tama­men kemikleştiler. Spencer sosyal temel­lerin genişlemesi yönünden bile değerlen­dirmeden, Devlet'in günahlarını haykır-i di, özel teşebbüsü ise göklere çıkardı. îşte bu şekilde emperyal bir büyüklük sevdası­na kapılmış milletlerin felsefesi olagelen liberalizm sonuçta emperyalizme kaydı.

Liberalizmin siyasi boyutu: Fransız örne­ği-

İngiltere'de, özellikle Victoria dönemin­de, politik mücadeleler heyecansız sürer-» ken, Fransa'da özgürlük ve düzen sonucu devrimci bir arkaplan üstünde çok keskin bir üslupla ortaya kondu. Fransa'da tiber ralizm, net olarak siyasi bir içerikle kendi­ni gösterir. Bolca kavram kargaşası için­de İngiltere' dekinden daha belirgin biçim­de bir sınıf ideolojisinin izlerini taşır. Siya­si zorunluluklardan dolayı, liberalizm Ma­dam de Staöl'in muhalefetini yaptığı, XVIII.yy. kozmopolitizmînin mirasçısı bir grup tarafından temsil edildi. Resto­rasyon devrinde, içinde B.Constant, Be4 ranger, P.L.Courier, Royer-Collard gibi adamları da toplayan liberal hareket hem kraliyete, hem soyluluğa ve hem de pn* testanlık şekline bürünen anti katolisizmi vasıtasıyla dine karşı düşmanca bir tavır takınmaya başladı. Ama dogmatik, rasyo­nalist, rölativist, eklektist ortodoks liberal? lizminin oluşumu, aslında Temmuz Monarşisi devrine rastlar. Vİctor Cousin'in savunduğu spritüel değerleri tanıyan, sos­yal elİtin üstünlüğünü savunan, uzlaşmayı yani parîamentarizmi getiren hep bu orto-doks liberalizmdir. Bu arada sözü edilen liberaller çelişkilerden de beri değiller­dir; de Broglie, Tocqueville ve Guijot gibi ingiltere hayranları da buna Normandiya kökenleri icabı yakınlık gösterdiler.

Ülke ancak 1830'lardan sonra genişle­me imkanı bulabildi. Napolyon diye bir adamın destanı, son derece pasifist karak­terli hükümete karşı halkın teminatı yeri­ne geçti. Din düşmanlığı, düzeni sağlaya-mama kaygısı karşısında zayıfladı. Özel­likle serbest mübadeleciler son derece ko­rumacı bir tutumu benimsemeye başladı­lar. Siyasi liberalizmi toplumsal muhafa­zakârlığa bağlayan orteonizm, bu koru­macı ve Maltusçu ayrıcalıklar partisinin ideolojisini en iyi açıklayan kavramdır. Rene Remond'un La Droite en France de 1815 a NosJours (1954)'da tesbit ettiği gi­bi bu ideoloji idare merkezinden yaklaştır­malarla bölgesel iktidarın patronluğuna, parlementoyu kontrol yoluyla da merkezi iktidarın İdare altına alınmasına soyun­muştur. Liberalizmin orleanist salonlar­dan çıkışı ancak III. Cumhuriyet dönemi­ne rastlar. O zamana kadar Constant, Tocqueville, Prevost-Parodol gibi şahsi­yetler maalesef safdışı kalmışlardır. 1870'den sonra liberalizm cumhuriyetçi­lik davasını üstlenir. Bunda maksat reji­min felsefesi konumuna gelmektedir; za­ten orleanizmin cumhuriyetçi şekli olan radikalizm de bundan çokça yararlanma­yı bilmiştir.

I.Dünya Savaşı ve 1929 krizinden sonra liberalizm bunalıma girdi. Düşmanları bu iki şeyden ilkini kapitalizmin iç çelişkileri­nin bir yan ürünü, ikincisini de piyasa ekonomisinin aksak yanlarının şahidi olarak kullandılar. Bu hücumlara Jacgues Ru-eff, Ludwig von Mises, Friedrich August von Hayek ve Walter Lİppman gibi neo-li-beraller sadece liberalizmin yaygınlığın­dan ve yaratıcılığından kaynaklanan gü­cün elİte hareket imkanı sağlayabileceği­ne işaret ederek cevap verdiler. Her türlü devlet müdahalelerinin her türlü güdü­mün zararlarına, özgürlüğün bölünmezli­ğine parmak bastılar. Bertrand ve Jouve-nal, ahlak üzerine bina ettiği bir sistem ge­liştirdi. İktidarı durdurabilecek yeterli do­nanım, bilinç ve formasyona sahip menfa-atların yerli yerine konulmasını da buna ekledi. Muhafazakar olduğu kadar nostal­jik de olan bu liberalizm, Atlantik'in her iki yakasında da bolca taraftar topladı, li­beral bir modernizmin bundan türeyişihe-men gerçekleşti, bu Keynes ve New De-al'in derslerinde anlamını buldu.

İster ortodoks olsun, ister organize ol­sun, liberalizm her zaman devletçilikle anarşizm ve faşizmle komünizm gibi zıt kutuplar arasında, genelde üçüncü bir yol olarak kendini gösterir.

(SBA) Bk. Laissez-Faire

 

 
 
 
 



PageRank http://ibrahimkazan.tr.gg
Konferans & Seminer

MAKALELER
Marx 'ın yabancılaşma teorisinin kavramsal yapısı

Frankfurt okulunun doğa ve toplum ilişkisine yaklaşımı

Felsefenin biraysel sorunlara uygulanışı üzerine

Bir Politik Hayvan Olarak İnsan

Son Eklenen Yazılar
DEĞİŞMENİN KAÇINILMAZLIĞI

EĞİTİM VE TOPLUM

FELSEFENİN BİREYSEL SORUNLARA UYGULANIŞI ÜZERİNE

BİLİM VE FELSEFE BAĞLAMINDA PSİKOLOJİ
Firefox

 

firefox

Siteyi daha iyi görüntüleyebilmek için Firefox tarayıcı kullanmanızı öneririz.

www.firefox.com

Template by

Free Blogger Templates

BLOGGER