Toplumsal cinsiyet ve egitim


BİLGE FELSEFECİ Felsefe, psikoloji, Sosyoloji, Mitoloji



KATEGORİLER
Felsefe
Psikoloji
Sosyoloji
Mitoloji
Antropoloji
Edebiyat
Tarih
Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik (PDR)
Genel-Kültür
Bilimler
Makaleler
Kitap Özetleri
Konferanslar
Sözlükler
Kitap & Kaynaklar
Forum
Sizden gelenler
Linkler
Hakkında
iletişim
PAYLAŞIM DERGİSİ

İncelemek için tıklayın
REKLAM
BİZE ULAŞIN

Web'te Türkçe

e-mail
bilgefelsefeci@gmail.com

 * Veysel CİHANGİR

                  TOPLUMSAL CİNSİYET VE EĞİTİM

Resmi müfredat, kızlar ve erkekler arasında artık, bazı oyunlara katılım dışında sistematik herhangi bir ayrım yapmamaktadır. Bununla birlikte, eğitimde toplumsal cinsiyet farklılıklarını artıracak birçok “ açık kapı” vardır. Öğretmen beklentileri, okuldaki ritüeller ve gizli müfredatın başka yönleri bunlardandır. Kuralların gittikçe yumuşamasına rağmen okulda kızlara elbise veya etek giymeye zorlayan düzenlemeler, insanların toplumsal cinsiyetlerine göre ayırmanın en belirgin yollarından birisini oluşturmaktadır. Bu tür uygulamaların sonuçları sadece görünüşle sınırlı kalmamaktadır. Bir kız giydiği giysilerin bir sonucu olarak, dikkatsiz bir şekilde oturma, kaba yada düşme kalkma içeren oyunlara katılma yada bazen koşabildiği kadar hızlıca koşma gibi özgürlüklerden yoksundur. Ayrıca okul ders kitapları da kız erkek imgelerin sürmesine yardım etmektedir. Bunu yanı sıra, her ne kadar bu da artık değişiyor olsa da, ilkokul öykü kitaplarında çoğu kez erkekler inisiyatif ve bağımsızlığını ortaya koyan, kızlar ise daha edilgen ve erkek kardeşlerini bekleyen tipler olarak resmedilir. Özellikle kızlar için yazılmış olan öyküler sıklıkla bir macera öğesi barındırırlar ama bu hemen hemen her zaman ev yada okul ortamında geçen bir entrika veya gizemli olay biçimi alır. Erkek çocukların macera öyküleri ise, uzak yerlere seyahat eden yada daha başka açılardan oldukça bağımsız olan kahramanları ile, daha geniş bir yelpazeye sahiptir (Statham 1986).

Toplumsal cinsiyet ve okuldaki başarı

Ortalama düzeyde kızların, okulda ortaokulun yarısına kadar, yıllarca, erkeklerden daha başarılı sonuçlar aldığı, daha sonraki yıllarda ise ani bir düşüşe geçip erkeklerin gerisinde kaldıkları gözlemlenmiştir: erkeklerin, o –seviye ve A- seviye sınavlarda ve üniversitede daha başarılı oldukları görülmüştür. 1980’lerin sonlarına kadar, kızların, üniversiteye giriş için zorunlu olan üç A-seviyeyi kazanmaları erkeklere göre daha düşük bir olasılıktı ve dolayısıyla da yükseköğretime devam eden kızların sayısı erkeklere göre daha azdı. Bu tür eşitsizlikleri dikkate alan feminist araştırmacılar, toplumsal cinsiyetin öğrenim sürecini nasıl etkilediğine ilişkin bazı önemli çalışmalar yapmışlardır. Bu çalışmalar sonucunda, okul müfredat programının bir çok konuda erkek egemen olduğunu ve öğretmenlerin sınıfta, kız öğrencilere göre, erkeklere daha fazla özen gösterdiklerini saptamışlardır.

Fakat, son yıllarda, okullardaki toplumsal cinsiyet ayrımı tartışmaları dramatik bir şekilde tersine çevrilmiş durumdadır. Şimdilerde hem öğrenciler hem siyasetçiler arasında geçen konuşmaların ana konusunu “ başarısız erkek öğrenciler” oluşturmaktadır. 1990‘ların başlarından itibaren, kızlar, sürekli olarak, başarı düzeyi açısından, her alanda ve Britanya eğitim sisteminin her seviyesinde erkekleri geçmeye başlamışlardır. 1995 de, kız okulları, okullar arası başarı düzeyi sıralamasında ilk beşe yerleşmişler ve en başarılı ilk yirminin on dördünü ele geçirmişlerdir. 1990’da kız öğrenciler öğretmen değerlendirmelerinde önemli aşamalarında erkeklerle başa baş gitmiş yada onlardan daha başarılı olmuşlardır.

Benzer bulgulara Amerika’da da rastlanmaktadır. Erkek öğrencilerin özel okula gitme olasılıkları kızlara göre iki kat daha fazladır ama yüksek öğretimi tamamen terk etme olasılıkları da aynı ölçüde fazladır. Günümüzde bu fark , yükseköğretim alanına da sıçramaktadır. (“meslekte yükselme fırsatları”: the economist, 8 haziran 1995)

Genç erkeklerin başarısızlık sorununu büyük bir kaygıyla tespit edilmiş bulunmaktadır. Çünkü bu durum , suç işleme, işsizlik, uyuşturucu kullanma ve parçalanmış aile gibi bir sürü sorunla bağlantılı görünmektedir. Okuldan erken yaşta ayrılan yada az eğitimli erkek çocukların iyi bir iş bulma ve sağlam bir yuva kurma olasılıkları daha azdır

Toplumsal cinsiyetler arasındaki farkın açıklanması

Kadın erkek performansında son on yılda meydana gelen gelişmelerin nedeni çeşitli şekillerde açıklanmaya çalışılmıştır. Kızların okullardaki başarılarını açıklama da dikkate alınması gereken etkenlerden birisi, kadın hareketlerinin kızların öz saygıları ve beklentileri üzerindeki etkileridir. Günümüzde okula giden kızların bir çoğu çalışan- kadın örneklerini görerek büyümektedir-kendi içlerinde de birçok kız öğrencinin annesi eve dışında çalışmaktadır bu olumlu rol modellerinin etkisinde kalma kızların, çalışma hayatının ve bunun getireceği olanakların farkına varmalarına artırmakta,  geleneksel ev kadını kalıbına karşı çıkmalarına neden olmaktadır. Feminizmin doğurduğu başka bir sonuç, öğretmenlerin ve eğitimcilerin eğitim sistemi içerisindeki toplumsal cinsiyete dayalı ayrımların daha fazla farkına varmış olmalarıdır. Son yıllarda, birçok okul, sınıflarda kadın – erkek şablonlarından kaçınma, kızları geleneksel” erkek” konularını keşfetmeye yöneltme ve toplumsal cinsiyet konusundaki ön yargılardan uzak olan eğitim malzemelerini ön plana çıkarma yönünde önemli adımlar atmıştır. Kızların, çoğu kez, erkeklere göre daha düzenli ve daha iyi motive oldukları kabul edilir; ayrıca, daha erken olgunlaştıkları görülmektedir.  Bunun göstergelerinden birisi, kızların birbirleriyle konuşarak ve dilsel becerileri kullanarak iletişim kurma eğiliminde olmalarıdır. Buna karşılık, genç erkekler spor, bilgisayar oyunları ve okulun oyun sahasında idman yaparak daha aktif bir tarzda sosyalleşmekte ve sınıfta daha fazla karışıklık yaratma eğilimde olmaktadırlar.

Başka bir düşünce çizgisi eğitim ve öğrenim karşıtı bir  çok erkekte görülen bakış açıları ve tavırlar bütünü olarak “delikanlıcılık” üzerinde durmaktadır. Bir çok kişi, genç erkekler arsında görülen aşırı okul dışında kalma ve okuldan kaçma oranının öğrenimin “iyi bir şey olmadığını” inancında kök saldığı görüşündedir.

Başarını düşmesi gerçekten toplumsal cinsiyetle mi bağlantılıdır?

Bazı bilginler, başarı düzeyi düşük genç erkekler hakkında duyulan kaygının – ve bunlara ayrılan kaynakların -aşırı ölçüde oluşunu da sorgulamaktadır. Genç erkeklerin, kızlarla karşılaştırıldığında, bir dereceye kadar, her zaman başarısız olmadıklarını ama dilsel beceriler alanında toplumsal cinsiyetler arası farkın dünya genelinde rastlanabilir bir fark olduğunu ileri sürmekteler. Genç erkeklerin “sağlıklı boşta gezerliğine” bağlanmış olan farklılıklar günümüzde, bu gençlerin başarı düzeyini yükseltmeyi amaçlayan, ateşli tartışmaları ve çılgınca girişimleri körüklemektedir.ulusal başarı hedefleri, okullar arası sıralamalar ve uluslar arası okur yazarlık karşılaştırmaları-farklılıkları isteyen herkesin görebileceği şekilde ortaya koyarak-hızla çoğalırken eğitimde ”eşit sonuçlar” elde etme isteği en büyük öncelik haline gelmiş bulunuyor.

Eleştirmenler, genç erkeklere gösterilen bütün bu ilginin eğitim alanında ki diğer eşitsizlikleri gizlemeye hizmet ettiğini ileri sürmekteler. Kızlar birçok alanda erkekleri geçmiş olsa da, okulda teknoloji, bilim ve mühendislik gibi mesleklere geçmelerini sağlayan alanları seçme olasılıkları erkeklere göre düşüktür. Bazı eleştirmenler ise, eğitim sistemi içerisinde en büyük eşitsizliklere yol açan etkenin toplumsal cinsiyetlere oranla sınıfsal konum ve etnik durum olduğunu savunmaktalar. Örneğin öğrencilerin toplumsal sınıflara göre başarı düzeyi karşılaştırıldığın beş veya daha fazla geçer not alan öğrencilerin toplamı içerisinde işçi- sınıfından gelenlerin oranının ancak  %14, buna karşılık üst sınıflardan gelenlerin oranının %70 olduğu görülmektedir. Eleştirmenler, “ başarısız genç erkekler”  üzerinde yoğunlaşmanın yanıltıcı olduğunu, çünkü erkeklerin toplumdaki egemen konumlarını bugün de koruduklarını iddia etmektedir. İşçi- sınıfından gelen genç erkeklerin başarısızlıklarının toplumsal cinsiyetten öte ait oldukları toplumsal sınıfla bağlantılı olabileceğini ileri sürmekteler.

Toplumsal cinsiyet ve yükseköğretim

 Britanya ve başka yerlerdeki kadın örgütleri sık sık yüksek öğretimdeki cinsiyet ayrımını boy hedefi haline getirmişlerdir. Günümüzde, kadınlar, kolej ve üniversitelerdeki öğretim personeli arasında bugün de aşırı düşük bir oranda temsil edilmektedir. 1990 da Britanya da toplam içerisindeki %4 lük oranıyla, sadece 120 kadın profesör bulunmaktaydı. 1988 de sözleşmeli araştırmacıların %31 i kadındı, ama kadrolu kadınların oranı %7 den daha fazla değildi(Bogdanor 1990). Suzannelie ve Virginiao’oleari, Storming the tower (kuleyi sarsmak) adlı kitaplarında, kadını yükseköğretim alanındaki konumunu, Birleşik Krallık, ABD, Almanya ,Norveç, Hindistan ve İsrail de dahil dünya çapındaki karşılaştırmalı istatistikler dayanarak incelemektedirler. Çalışma yapılan bütün ülkelerde savaş sonrası dönemde kadın öğrenci oranının sabit bir şekilde artmış olduğu görünmektedir. ABD, Norveç ve İsrail’de lisans öğrencilerini yarısını kadınlar oluşturmaktadır. Fakat, akademik seviye yükseldikçe durum kötüleşmektedir. Bu ülkelerde, üniversite öğretim görevlilerinin yalnızca küçük bir yüzdesi kadındır ve her yerde , orantısız olarak, daha düşük makamlarda ve kadrolu olmayan işlerde yer almaktadırlar.

Eğitim ve etkinlik

Sosyologlar, Britanya’da ki azınlıkların eğitim şansları konusunda iyi bir araştırma gerçekleştirmiş bulunuyorlar. Swann komisyonunun herkes için eğitim raporu da dahil bir dizi araştırma hükümetlerce de desteklenmiştir. Swann raporu farklı etnik kökenden gelme gruplar arasında ortalama eğitim düzeyi bakımından can alıcı farlılıklar olduğunu ortaya koymuştur. Batı Hint  kökenli  ailelerin çocuklarını resmi akademik başarı ölçümlerine göre, okulda en başarısız öğrenci olma eğilimi gösterdikleri tespit edilmiştir.oysa, 10 yıl önce daha ileri bir noktadaydılar. Asya kökenli çocuklar ortalaması alındığında aileleri ekonomik olarak beyazlardan daha kötü durumda oldukları halde, beyaz çocuklarla eşit  düzeydeydiler. (Swann Committee 1985)

Beyaz                                      0.17

Siyah karayipli                        0.76

Siyah Afrikalı                          0.29

Siyah diğerleri                        0.57

Hintli                                       0.06

Pakistanlı                                0.13

Bangladeşli                            0.09

Çinli                                        0.05

Toplam                                   0.18

 

 Fakat, daha sonra yapılmış olan araştırmalar durumun değişmiş olduğunu gösteriyor. Trevor Jones (1993) tarafından yapılmış bir araştırma azınlıklardan gelen 16-19 yaş arası gençlerin tam gün eğitime devam etme olasılıklarının beyazlara göre daha yüksek olduğunu göstermiştir. 1988-90 yılları arasında, batı Hint  kökenlilerin %43, güney Asyalıların %50 ve Çinlilerin %70 lik oranlarında karşılık beyazlarına ancak%37 si eğitimlerini devam etmiştir. Bu son derece olumlu manzaraya rağmen Jones olumsuz bir neden ileri sürüyor. Küçük azınlık gruplarına ait insanlar, eğitimlerini, iş bulma güçlüğünden dolayı devam ettiriyor olabilirler.

Genel olarak baktığımızda küçük azınlıklara üye insanlar, Britanya yükseköğretim sisteminde daha az temsil ediliyor değildir. 1998 de üniversiteye kayıt yaptıran 20 yaş altı öğrencilerin %13 ü çeşitli etnik kökenlerden gelmedir. Aynı yaştaki toplum nüfus içinde içinde etnik azınlıklar nüfusun sadece %9 unu oluşturmaktadır. Hint ve Çin kökenli gençler yükseköğrenime devam etmeye daha yatkın iken siyah kara ipli kadın ve erkekler ile Bangladeşli ve Pakistanlı kadınlar yeterince temsil edilmemektedir( HMSO 2000)

Toplumsal dışlanma ve eğitim- öğretim 

Toplumsal dışlanma son on yılda sosyologların en fazla ilgilendikleri konu olmuştur. Eğitim sosyolojisi içerisinde öğrencilerin okuldan dışlanmaları ile diğer fenomenler, örneğin okuldan kaçma, (çocuklarda) suç işleme, yoksulluk, yetersiz ailevi ilgi ve eğitilme isteğindeki zayıflıkla arasında çoğu kez bağlantı kurulur.

Dışlanma oranını son yıllarda artış gösterdiği gözlemlenmektedir. 1997-98 de, 12 bin den fazla öğrenci İngiliz okullarından kalıcı olarak dışlanmıştır. Okuldan dışlanılan öğrencilerin %84 ünü erkekler oluşturmaktadır. Ayrıca dışlanma oranı etnik yapıya göre farklılık göstermektedir. Öğrenciler arsında dışlananların toplam oranı 0.18 iken siyah kara ipliler arsında bu oran 0.76 dır. Çinli ve Hintli öğrencilerin ise sırasıyla 0.05 ve 0.09 ile en düşük oranlara sahip oldukları görülmüştür. Ayrıca, okuldan dışlanma konusunda Amerika da elde edilen bulgular da siyah öğrenciler ile diğer etnik gruplara ait öğrenciler arsındaki benzeri bir farklılığı yansıtmaktadır.

Okuldan dışlanma oranının siyah öğrenciler arasında yüksek olması nasıl açıklanabilir? Bir takım etkenlerin işin içine karıştığı söylenebilen. Dışlama politikası, bazı tek tek durumlarda ırkçı bir tarzda uygulanıyor olması olanaklıdır. ABD’ de okulların %80 inden fazlası karışıklık çıkaran öğrenciler karşı okuldan atılmakla sonuçlanan “ sıfır hoşgörü” politikası uygulamaktadır. Bu tür politikaların sonuçlarına ilişkin ülke çapında yapılan bir araştırma siyah öğrencilerin öğrenciler arsındaki temsil oranları ile hiç uyuşmayan- ve sadece okulda karışıklık çıkarma nedeniyle olmayacak- ölçüde okulda dışlandıklarını açığa çıkarmışlardır. San Francisco’da siyah öğrenciler okula kayıt yapan öğrencilerin %16 sını oluştururken okuldan atılma payları %52 dir. Siyah nüfusun %4 olduğu Phoenix’ de okuldan atılanların %21 iini siyah öğrenciler oluşturmaktadır.

Ayrıca okuldan atılma oranın toplum içerisindeki daha kapsamlı dezavantaj ve dışlanma durumlarını nasıl yansıttığına göz atmak da önemlidir. Daha önce görmüş olduğumuz gibi birçok genç insan büyüklerin desteğinden ve rehberliğinden yoksun olarak zor koşullar altında büyümektedir. Geleneksel erkek anlayışı tehdit adlındadır ve geleceğe ilişkin tutunacak hiçbir düş yoktur. Bu çalkantılı artalana rağmen yaşamlarını devam ettiren gençler için okul ilerlenen ve daha iyi fırsatlar yakalanan bir yer olmaktan öte, hayatla hiçbir ilgisi olmayan ve aşırı otoriter olan bir yapı olarak görünebilir.

 

KAYNAKÇA

Giddens Anthony,Sosyoloji,(hazl.Cemal Güzel),Ankara:Ayraç yayınevi,2005

  Derleyen: veysel Cihangir
                                         
 

 
 
 
 



PageRank http://ibrahimkazan.tr.gg
Konferans & Seminer

MAKALELER
Marx 'ın yabancılaşma teorisinin kavramsal yapısı

Frankfurt okulunun doğa ve toplum ilişkisine yaklaşımı

Felsefenin biraysel sorunlara uygulanışı üzerine

Bir Politik Hayvan Olarak İnsan

Son Eklenen Yazılar
DEĞİŞMENİN KAÇINILMAZLIĞI

EĞİTİM VE TOPLUM

FELSEFENİN BİREYSEL SORUNLARA UYGULANIŞI ÜZERİNE

BİLİM VE FELSEFE BAĞLAMINDA PSİKOLOJİ
Firefox

 

firefox

Siteyi daha iyi görüntüleyebilmek için Firefox tarayıcı kullanmanızı öneririz.

www.firefox.com

Template by

Free Blogger Templates

BLOGGER