Kuskuculuk


BİLGE FELSEFECİ Felsefe, psikoloji, Sosyoloji, Mitoloji



KATEGORİLER
Felsefe
Psikoloji
Sosyoloji
Mitoloji
Antropoloji
Edebiyat
Tarih
Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik (PDR)
Genel-Kültür
Bilimler
Makaleler
Kitap Özetleri
Konferanslar
Sözlükler
Kitap & Kaynaklar
Forum
Sizden gelenler
Linkler
Hakkında
iletişim
PAYLAŞIM DERGİSİ

İncelemek için tıklayın
REKLAM
BİZE ULAŞIN

Web'te Türkçe

e-mail
bilgefelsefeci@gmail.com

FELSEFE AKIMLARI

KUŞKUCULUK

Kesin ve gerçek bilginin imkanından il­ke olarak kuşku duyan felsefe öğretisi. Bu görüşe göre insan ruhu kesin olarak hiç­bir gerçeğe ulaşamaz. Kuşkuculuğa göre, bir öncülün diğer bir öncüle oranla daha muhtemel olduğu konusunda herhangi bir şey söylenemez.

Dogmatizm, süje ile obje ilişkisini çok açık bir şey olarak gördüğü halde, septi­sizm (kuşkuculuk) bu ilişkiye karşı çıkar. Kuşkuculuğa göre, süje objeyi algılaya­maz ve dolayısıyla konunun gerçek biçim­de algılanması anlamma gelen bir bilgi mümkün değildir. Öyleyse herhangi bir yargıda bulunmamalı, aksine her türlü yargıdan çekinmeliyiz.

Dogmatizmin bir dereceye kadar süjeyi görmezliktengelmesıne karşılık, kuşkucu­luk da objeyi gözardı eder. Kuşkucunun dikkati, objenin önemini büsbütün unuta­cak derecede ve tek yanlı olarak süje üze­rinde yoğunlaşmıştır. Her bilgi, gerek sü-jenin özelliği ve bilgi kaynakları olan beş duyu ve gerekse kültür çevresi gibi dış du­rumlarla kayıtlıdır.

Kuşkucu eğilimlere Yunan felsefe tarihi­nin ilk dönemlerinden itibaren rastlamak mümkündür. Sözgelimi sofistler, açık bîr biçimde kuşkucudurlar. Protagoras'in "in­san her şeyin ölçüsüdür" önermesi de, tü­mel bir gerçekliğin olmadığı anlamında kullanılan bir söz olarak kabul edilebilir. Ancak Kuşkuculuksun bir sistem olarak ortaya konulması Pyrrhon (365-275 do­layları) ile başlar. Bu ilk gerçek kuşkucu­nun adma izafeten septik felsefeye, pyrr-honizm adı da verilmiştir. Pyrrhon'un çı­kış noktası şudur: Her konuda bütünüyle birbirinin karşıtı olan iki düşünce ileri sür­mek mümkündür. Sözgelimi, evrenin büs­bütün maddi olduğu savunulabileceği gi­bi, onun ideal unsurlardan oluştuğu da söylenebilir. Gerçekteyse birbirinin karşı­tı olan bu iki görüşten hangisinin doğru ol­duğunu kanıtlamaya imkan yoktur. Öyley­se yapılacak en doğru hareket, bir konu hakkında herhangi bir yargıda bulunmak­tan kaçınmaktır.

Eflatun hiçbir şekilde kuşkucu bir filo­zof olmadığı halde, ona bağlı olan Orta Akademi'nin belirleyici özelliği Kuşkucu-luk'tur. Orta Akademi'nin bu kuşkucu özelliğini Arkesilaos ve Karneades temsil eder. Bunlar Kuşkuculuklarım Eflatun'-dan çok Sokrates'e dayandırırlar; çünkü onlara göre Sokrates hiçbir şey bilmeme­nin gerçek üstadıdır.

Kuşkucu felsefenin sonraki tarihinde Ainasidemos ve Sextus Empirikus büyük bir yer tutar. Kuşkuculuk bunlarla yeni­den Pyrrhonizm yoluna dönmüştür. Em­pirikus hem kuşkucu felsefenin tarihini ya­zan ve hem de Kuşkuculuğun dayandığı kanıtları ortaya koyan bir filozof olarak karşımıza çıkar. O, Kuşkuculuğun Efla­tun Akademisi'nde kaybolduktan sonra, İskenderiye'de tekrar ortaya çıktığım ha­ber verir ve bize Milat yıllarının önemli bir kişiliği olan Ainesidemos'u tanıtır. Bu filozof düşüncelerini kendisinden önceki

kuşkuculardan çok daha ustalıklı bir bi-çimde işlemiştir. Ona göre bir kuşkucu İçin temel ilke olan yargıdan kaçınma (e-pokhe) nın dayanağı, insanın algı ve yargı­larının durmadan değişmeleridir. Ainesi-demos bu anlayışım, tropos'lar denilen birtakım kısa kanıtlar halinde toplamış­tır. On tane tropos'tan ilk beşi süje bakı­mındandır ve canlılar arasındaki ayrılıkla­rı, insanların kendi aralarında başka baş­ka oluşlarını, duyu organlarının değişik ol­masını, sağlık-hastalık gibi çeşitli durum­ların bulunduğunu ve eğitimin sonuçları­nı belirtir. Öteki beş tropos da obje bakı­mındandır: Bir nesnenin şu, ya da bu or­tamda olması, süjeye olan durumunun, ni­celiğinin ve birtakım niteliklerinin değiş­mesi, belli birtakım niteliklerinin relatif oluşu ve bütün bunların yargıdaki yerleri­ni gösterir.

Aradığı sağlam noktaya ulaşmak için Kuşkuculuğu bir araç olarak kullanan İs­lam düşünürü Gazzali (1058-1111) ile Av­rupalı filozof Descartes (1596-1650)*!» metodik kuşkuculuğunu, bilginin imka­nından, doğru bilgiye ulaşaılabileccğin-den ilkece kuşku duyan asıl Kuşkuculuk­tan ayırmak gerekir. Çünkü bu düşünürle­rin, işe kuşkuculukla başlarken, asıl amaç­ları doğru bilgiye ulaşmaktır.


 

 
 
 
 



PageRank http://ibrahimkazan.tr.gg
Konferans & Seminer

MAKALELER
Marx 'ın yabancılaşma teorisinin kavramsal yapısı

Frankfurt okulunun doğa ve toplum ilişkisine yaklaşımı

Felsefenin biraysel sorunlara uygulanışı üzerine

Bir Politik Hayvan Olarak İnsan

Son Eklenen Yazılar
DEĞİŞMENİN KAÇINILMAZLIĞI

EĞİTİM VE TOPLUM

FELSEFENİN BİREYSEL SORUNLARA UYGULANIŞI ÜZERİNE

BİLİM VE FELSEFE BAĞLAMINDA PSİKOLOJİ
Firefox

 

firefox

Siteyi daha iyi görüntüleyebilmek için Firefox tarayıcı kullanmanızı öneririz.

www.firefox.com

Template by

Free Blogger Templates

BLOGGER